Maca Bitkisi Faydaları | Maka Tozu Satışı | Ucuz | Fiyatları

Başlangıç » 100 bitkisel ürünler » maca bitkisi faydaları ve inan tarihi anısı

maca bitkisi faydaları ve inan tarihi anısı

Kategoriler

maca bitkisi faydaları ve inan tarihi anısı

maca bitkisi faydaları ve inan tarihi anısı ]arımdan sonra. Yanlış bir seçimdi beyaz şarap. Tuğb^ıIny ması sek viskiye daha çok uyuyordu.maca bitkisi faydaları ve inan tarihi anısı ]arımdan sonra. Yanlış bir seçimdi beyaz şarap. Tuğb^ıIny ması sek viskiye daha çok uyuyordu.“Hepsini biliyorum” dedim. “En azından, tahmin etmeye yorum. Ama eğer izin verirsen, seninle yeniden arkadaş bla^j!^ Ağabeyin olmak için geç kaldığımı biliyorum.”Miizik rahatsız etmiyordu bizi. Ne söylediğimizi iyi duk Ama konuşma kilitlenmişti. Ne söyleyebilirdim ki çe^. I duvara ? Binlerini ikna etme yeteneği Kayra’ya verilmişti. {w verilense âşık etme yeteneğiydi, ki içinde bulduğum duıw hiçbir işe yaramazdı. O an, aklıma benimle maca bitkisi ilgili merak ettiği k I nuların olabileceği geldi. En azından, birkaç soru sormasını îm I ettim. Bu şekilde konuşabilirdik! O bana sorular sorar, benyamv I lar veririm ve sohbetimiz ilerlerdi.“Bana sormak istediğin herhangi bir şey var mı?” dedim Kardeşimin sevgisini kazanmak için çabalamak çok zordu. İnsan olmak çok zordu. Ama artık mutlu olmak istiyordum. Hayaürabo-yunca garip olan ne varsa peşinden gitmiştim. Ulaşamayacağım ne varsa istemiştim. Şimdiyse belki de en zorunu, kardeşimin sevgisini istiyordum. Bana, doğumuyla beraber verilmiş olan ve benim yırtıp attığım sevgisini yeniden istiyordum. Ama, hiç de kolay olmadığım anlıyordum yıllar sonra ortaya çıkan bir ağabeye “AJbi r demenin. Tuğba’nm, belki de beni asla affetmeyecek olmasını anlayabiliyordum. Ve yanıtı ağzından zehir gibi aktı “Hayır! Sana soracak tek bir sorum bile yok! Neden gittfni, niçin döndüğünü hiç merak etmiyorum. Sen, on beş yaşındayken terk ettiğin kardeşini merak etmiş miydin? Sormuş muydun ona M$tr hısM*ttiğîni ? Bak Tolga, ben sadece annemler şu an ij lü oklukları için dönüşünü kabullenmiş gibi gözüküyor^ p®t sadece bu geliyor. Kusura bakma!” akmıyordum îliği kusuruna, göklerine bile bakamıyor^ pfffcıfe: Gerçek olan buydu. Gerçek  iıerkes çekmeli, diye dükündüm Bütün <ftin t sudaki adamlar. Klnyas, “Vur!” diyordu. Sağ elimi** nü kavrayıp kolumu omzumdan itibaren bir yay gibi & ‘hine çarptığı için alnının üst tarafına gelmişti. Aynı anda, u ‘ doğru atılarak, sol yumruğumu Tuğba’mn yakınındaki ada*ütün gözyaşlanndan sorumlu olan adam kalmıştı, |y. nındaki arkadaşının da hemen hemen aynı anda aldıkları %v I lerin hangi biriyle ilgilenmesi gerektiğini anlamasına izin v%,t yecek bir hızla, tam oturduğu koltuktan kalkmaya çalışırken^ lamı cam kırıklanyla dolu masalarından o an için ödünç aldığa kaim bir viski bardağını, yumruğu fırlatıp çektiğim sol elimle kav rayıp alnı ile saçlarının birleştiği noktada patlattım. Kesmece Kristal yoktu kırdıklarımın arasında Bütün dünya gibi bardak da taklitti. Ben de iyi bir insanın taklidiydim! Ama gerçek yüz® j dayanamamıştı makyajıma Akmıştı, elimi kesen cam kmldanm j döktüğü kanımla Silinmişti makyajım. Şarap şişesinin kafasa&k i parçalandığı adam, büyük bir gürültüyle sağ tarafıma düşmüşte koltuğuyla beraber. Yumruk attığıma bakmama gerek yoktu. Bü i. yordum yumruğun hafif geldiğini ve yerinden kalkınca, kaşsu i açmak için sabırsızlandığımı. Bu sefer özenerek vurdum, ikna-de hayalî bir hedef tahtası gördüğüm yere sol yumruğumla. Her j parmağımın üzerinde bir harf vardı. “ÖLÜM” yazıyordu bu gea i yumruğumda. Eğer ben mutsuzsam, herkes peşimden gelmek1. Bütün bunlar olurken geçen saniyeleri saymadığım için piş» j dini Çünkü Liberyalı işgal kuvvetlerini kıskandıracak bir çabüi i lukta safdışı bırakmıştım üç kişiyi. Tabiî, saldırıyı beklemiş | otaışian ifüni çok kolaylaştırmıştı. Belki de, sarhoş olduktan i# 1 ktopaılayanlamışlardı. Ama kabul etmeliyim ki,# 1 ipdsn Tuğbayla ilgili çıkan sözlerolmalıydı. Belki demir bir sopa. Demirden aşağısı-etmezdim gözlerimin kararması için…geldiğimde, üç tane yan yana konmuş sandalyenin rinde yattığımı fak ettim. Başımın arkası, sanki o noktadan bir $ doğuracakmışım gibi zonkluyordu. Ve yüzümde bir ıslaklık yardı. Tanıyordum, bu sıcak ıslaklığı. Belki de en iyi tanıdığım ^ydi, bu dünyada Kendi kanımdan daha yakm başka bir dost yoldu. Tabiî, öyle bir dost ki, asla görmek istemediğim ama hep içerilerde bir yerlerde dolandığını bilmekten mutluluk duydu-gum… Televizyonu yan yatmış seyreder gibi, gözlerimi aralayınca Tuğbamn yere dik olan yüzünü gördüm. Sonra televizyon ekranı i bana uydu. Yani Tuğba kafasını bana göre ayarlayıp yere paralel I ^ misin ?” dedi. “Evet” diyebÜdim. Eğer tek bir di-şmı kmlmışsa, bardaki herkesi öldüreceğimi, barmenden, kapılı biraz ilersinde bekleyen taksi şoförlerine kadar herkesi iş-^r. t eyle öldüreceğimi düşünüyordum. Ama sorunsuz bir “Evet” çn^tîğm göre ağzımdan, herhangi bir diş eksikliği yoktu. Girdi-fk j* ^cav8a^a» aldığım onca yaraya rağmen tek bir dişim bi-i^mtoarîuştı. Ve bende bir tür saplantı haline gelmişti. Dişimin ^mmasmdansa ölmeyi tercih ederdim… Ölümü her şeye tercih ederdim…lacivert pantolonlar gördüm. Omzumdan tutup sarstılar. Oldu-ğum yerde doğrulup biraz önce üzerlerine yattığım sandalyelerin çıtada olanına oturdum. Karşımda çömelmiş olan Tüğba vardı. ^İmdeki bezi o yüzümü siliyordu. Kafamı kaldırdığımda, başımda im beyzbol şapkası olan adamı gördüm. “Ne yapmışsın sen, kardeşini V dediği anda, şapkanın altmdakinin polis, sandalyelerin de herhangi bir karakolun demirbaeyim. Yüzüm kan içinde. Mükemmel!^ t neve babamın sevgisi, benim bütün deliliğimi, hatalarımı tM I meye çalışmam, Tuğba’nm bana olan nefreti ve beyaz şarabı^ | şil şişesi. Hepsi mükemmel! Dar gelmişti şehir Dar gelmişti, bif f kaç saat önce oturduğum bardaki koltuk…Gözlerimi kapattım. Babamın sesini duydum. Sonra başka k : mışmalar Herkes konuştu, ben dinledim. Tuğba’nm yüzümü âli. f şini hissettim. Kayra’nm kahkahasını duydum. Sonra hepsi bitti Karanlık geldi. Sessizlik kolunda…Gözlerimi açtım, yeterince siyah olunca her yer. Sadece annemi gördüm. “Uyu oğlum. Dinlen” diyordu. Bana hazırladığı, kon- I dorun başındaki odadaydım. Ne mahkeme, ne hapis, ne kimliksiz I bir Fransız! Nefsi müdafaa. Ağır tahrik. Bir kişiye karşı üç eşfö- I ya Şikâyetçi olmayan sarhoşlar. Ve konuşmasını maca bitkisi fiyatları bilen emekli bir I büyükelçi!Başladığımız yere dönmüştük. Babam yine beni bir yerlerden j kurtarmıştı. Onu maaşa bağlamalıydım. Profesyonel bir “troubie-1 shooter.” Gizli servislerde dedikleri gibi… Şimdi artık, gerçekten i evimde olduğumu hissediyordum. Annem başımda ağhyor, ba- ; kip beni kavga ettiğim için karakoldan kurtanyor ve kardeşim buğu karşı acı ile nefret arasında bir duygu hissediyordu. “İp ¡¡jj dedim. “İşte aile! Daha ne istiyorsun ? Gerçek hayata hoş ^ dm…” Hoş bulduk’I -Kolların, göster… Nasıl oldu bu yaralar?”“Hatırlamıyorum” dedim. “Ama tek bildiğim, bu dikişler yüzünden beş şınavdan fazla çekemediğim.intihar etmeye çalışmış olabilir misin dedi, koltuğuna otu-rarken.“Evet” dedim. “Olabilirim.”Teki, bu kurşun yarası ne?” devam etti, elindeki altın kaplama olduğunu tahmin ettiğim gösterişli dolmakalemle, Önündeki GATA antetli, kâğıda vücudumdan çıkardığı sonuçlan yazarken.Afrika’da oldu. Liberya’da. Bir kavga çıkmıştı. Ateş ettiler: Önemli bir şey değil.”Kafasını sallıyordu yazarken. Söylediğim hiçbir sözde, daha önceden duyduğu kelimeler yer almıyordu. Ama aslında yanılıyordum böyle düşünürken. Emindim insanoğlunun en berbat tıir-jcrine en ince ayrıntısına kadar tanıklık etmek zorunda kalmış oi-^ğuna Uzun boylu ve zayıf adamın mesleği, belki de dünyanın m &(&rniz olanıydı. En hayalperesti mi demeliyim yoksa ? Öle-•^ğuu bildiği insanları kurtarmaya çalışmak. Doktorluk! Ölümü ^Ödeyemeyeceğinı bilen doktorun üzerinde yoğunlaşabileceği#komi, acısız bir hayat ve dolayısıyla acısız bir ölümdür uü> n ‘ ılaıa dayanırım, nasıl olm öleceğim” diyen birini beyaz »nlük-^ ıfıüyaa olmaz Keyfe keder bir meslek. Aslında tiyatoocukt-i>eu/j/orim Onlar gibi, şu anı iydeştirm^e^çakşı-4İm mvk&to** okmk unutabiliyorlar. O yokmuş §J5 çalandaki bütün mesleklerdecak yapıtlar» olur. Bunlar, bir avukatın adıyla anılan yasad kaporta ustasının yeniden hayat verdiği hurda arabaya kadai- ^ der. Ama doktorun, en sağlam yaptığı adam bile en fazla em ^ yaşar. Onun için, doktor isimleri de sadece hastanelerdeki ^ İlimlere, tıp fakültelerindeki amfilere verilir. Gönüllerini aln^ için. Bir zamanlar iyileştirdikleri, ölümden kurtardıklan insanla nn mezarlarına verilemeyeceğine göre isimleri, ancak kendi alan, lannda yaşamaya devam eder. Oysa belki de mezarlıklara veril, melidir adlan. “Doktor X sayesinde bu kadar uzun yaşadık ve ra. hat öldük” benzeri yazılar süslemelidir mezarlıkların girişini.“Arkanı dön!” cümlesi beni tıbbî hayalimden uyandırdı. ‘Bu dövmelerin anlamı ne?” sorusu da fazla yanıtsız kalmadı.“Bilmiyorum.”“Peki, giyinebilirsin!” komutu da geldi.Aslında, söylenecek pek bir şey yoktu. Vücudum, düzenli bir orduya katılamayacağımın sessiz kanıtıydı. Ve karşımda oturan askeri hastanenin doktoru da, kanıtımın söylemeye çalıştıklarını anlayacak kadar maca bitkisi fiyatları tıp bilgisine sahipti. Babam kapının arkasında bekliyordu. Doktorun verdiği kâğıtla dışan çıktığımda yanıma geldi. “Şimdi de, bir psikiyatra görünmem gerekiyormuş” dedim. Koridorun sonundaki merdivenlere doğru yürürken, babam elindeki dosyalan karıştırıyordu.1“Evet” dedi. “Alt katta bir yerde olmalı odası.”Basamakları yavaş yavaş inerken, aslında askere gidip gitmemeni» o kadar da önemli olmadığını düşünüyordum. Ancak ger-çekten de, normal bir hayata alışmadan, yüksek disiplinli,bfe ;iwruma dahil olduğumda, kendime ve çevreme zarar verebi-de ı ar kındaydım.. Birkaç gün önce kimliğim çıtam?0 ¡pıyöı. Kabul etmeliyim Belki de en büyük adındı pp:,.YenMtei,.) sekiz yıl sonra üzerindI !^nlu içeride. Yetişkin bütün erkeklerin yapması gerekeni I ¿er|ik görevini yerine getirmemek için bahaneler uyduran bir I ^ geri zekâlı görmüş olmanın rahatlığı vardı yüzünde, dokto-I mn. Güler yüzlüydü. Eliyle, karşısmdaki siyah deri koltuğa otura-I bileceğimi işaret etti. Ne gibi bir hayalî hastalık, ne gibi uydurul-I muş bir psikolojik rahatsızlık çıkaracağımı, masasının üzerinde i öirieştiresrek, merak ettiğini gösteren gözlerini büyük büyük açtı…I Önce, elimdeki resmî kâğıtları uzattım. On saniye bakıp kena-I ra Koydu. Yazılanlarla değil, insanlarla ilgileniyordu. Ve o an, be-ntaagzandan, şimdiye kadar duymadığı bir rahatsızhğm adının gteîlpLağmdan emin olduğunu anladım. Yani biraz da olsa, ama-isteyecekti beni. Askerlik yapamayacak kadar deli biri, ardındaki camdan durup dururken atlayan adamdı. Benim gibi ss-* <r> sakin resmî kâğıtlarını kendisine nazikçe uzatan biri değil!Evet, sorunun nedir T diye, yanıtının şaşırtmayacağından mm bir soruyla başladı. Ama ben de artık yalan söylememeye /¿Tartıydım, Düşündüklerimi, yaptıklarımı, tabiî ki cinayet ve mm işlerimi es geçerek, anlatmaya kararlıydım. Hikâyemi, vü-Mrm bir harita olarak kullanıp bazı yaraları ve dövmeleri gös-guçiendirebi lirdim. Yutkundum. Uzun bir tirat olacaktı.konulumun a* olduğuna siz karar verin. Ben, sadece yapbk-Yürmi bir yaşımda aileme, dostlanma ve sevgilı-Gerçekten de, karşıma ilk çıkan psikiyatra bunu sormak I yordum. Yani sorunumun, dokuz yaşlarında başlayan garip 4 i I şüncelerimin ve giderek canavarlaşan beynimin nedenlerini öğ. İ l renmek istiyordum. Belki biraz da olsa Tanrı’ya inanmam, birile. maca bitkisi II rine bir gün bu soruyu sorabilecek olma ihtimalinin beni rahatla- ! I tıyor olmasındandır…Tam on altı saniye gözlerimin içine baktı. Bir çeşit organik ya- II lan makinesiydi gözlükleri ve gözleri. Ama hikâyem uydurulanla I yacak kadar ayrıntılı, ben yalan söylemiyor olacak kadar sakin, I vücudum da anlattıklarıma tanıklık edecek kadar yıpranmıştı 1 Ağzını açtı. Teknik ve meslekî terimler sıraya girdi. Ve sıra benim i de anlayabileceklerime geldi.“Uykusuzluk, halüsinasyonlar, gerçek dünyadan istemli kop* 1 ma ve tek doğrunun kendininki olduğunu düşünmen. Tabiî, birde I hiçbir zaman tıbbî yardım görmemiş olduğunu göz önüne alırsak, I bütün bunların katlanarak çevrende bir kabuk halini aldığını soy I leyebiliriz. Yalnız, anlaşılamayan tek bir husus var. O da, kırılması imkânsız kabuğunu sen, kendi başına nasıl deldin? Nasıl anla yabildin yaşadığın hayatın yanlışlığım? Aileni özlediğin için onlara donduğunu sanmıyorum… Belki de korktun. O şekilde yaşadı-ğm sürece, İter an ölebileceğim anladın ve korktun. Küçük bir ço-mkğbi, sokağın ilerisindeki hayattan korkup evine döndün.” Otümdm korkma fikri ilginçti. Vücudumda, şu an için gezip Ütmediğim ama sürekli varlığım hissettiğim teker teker dişlemesini duyuyordum, doktor W* bahsederken. Kabul, etmeliydim ki, etkili ^llfT Ügiöç bu vakaydım. Üzerinde düşünül#ftoıkıdığı kitabın enaz»* t bir insanin eline boş yad*^ Durumum, askerî doktorlardan oluşan bir heyetle tartışıldı. Raporlarım elden ele dolaştı. Hayretle okundu hakkımdaki teşhisler. Eminim, birkaç kişi beni şarlatanlıkla, yalancılıkla, askerlikten kaçmaya çalışan bir aptal olmakla suçladı. Ama en sonunda, heyet raporunda, “Askerlik yapmaya müsait değildir” yazıyordu. Yanında da, nevrotikle başlayan patolojikle gelişen, depresyonla biten uzun bir kelimeler çetesi vardı. Tabiî, vücudumdaki dikişlerin çoğunun bileklerimde olmaları da biraz etkili olmuştu. Şmavçekemeyen bir asker kabul edilemezdi… Son kez gittiğimiz askerlik şubesinden çıktığımızda, babam tükenmek bilmeyen babalığıyla, “Evet, artık hepsi bitti!” dedi.Arabada trafiğin içinde kayıp giderken, düşündüm bu sözünü, gerçekten de bitmişti. Yasal olarak, başladığım noktaya çok zor ^ olsa dönmüştüm. Yeniden bir kimliğim vardı ve devletle ilişki sadece arada bir oy ve eğer para kazanırsam vergi vermekle simrianmıştı boylece.Mfcçen süre içinde Tuğbayla geçirdiğim geceyi unutmaya Çiştik ailece. Alışmıştık nasıl olsa unutmaya O gece yaptıkla-etki hayatımın çırpınışlarından biriydi. Artık, orman y& da bir tJçimcü Dünya ülkesinin kaybabam ne yazdığımı sormuş ve ben de, “Unutmak için aklıma gelirse” diye yanıt vermiştim. Annemin arada bir, odamı temizu] ken yazdıklarıma baktığını da görüyordum, ama cümlelerime bir anlam verebildiğini sanmıyordum. Yazarak geçiyordum normalli ğc. İçimdeki son Kinyas parçalarını kâğıtlara dökerek rahatlıyor dum… Önceleri uykusuzluğum devam etmişti. Evdeki ilk geceler gençken yaptığım gibi attığım voltalarla geçti. Ama sonra kimliğimi alınca, annem ile babamın sevgisini görünce, yatakta geçirdi-ğim saatler arttı… Aklımı işgal eden iki konu vardı. Hasla olupol-madığımı öğrenmek ve kardeşimin bana yeniden yakınlaşmasını sağlamak. Eğer bunlar da belli bir sonuca ulaşabilirse dört saat ten fazla uyuyabileceğimi biliyordum. Ama uyku aynı zamanda da rüya anlamına geliyordu. Ve kendimle ilgili hâkim olmadığım bu tek alanda zihnimin, üzerlerini örtmeye çalıştığım bölümlerinin bana gösterecekleri resimlerle beklediklerini biliyordum. Belki de bu nedenden dolayı uyuyamıyordum. Öldürdüğüm insanları, seviştiğim kadınlan düşünmüyordum. Onlar değildi beni B korkutanlar. Daha çok, okyanusun ritmik sesi ve toprağın koku-1 su tehdit ediyordu aklımı. Onlardan uzak olmak maca bitkisi fiyatları istiyordum. Hiç- ■ bir gününden pişman değildim yolculuğumun. Ama döndüğüm I için pişman olmaktan korkuyordum. Sürekli bir mücadele vardı zihnimde. Ailemin yanında kalmanın, ihtiyacım olan huzuru bana vereceğinden emin olmak istiyordum… Bazen Kayra aklıma geliyordu. Saçlarını geriye tararken parmaklarıyla, anlattığı o hikâye-ter, kurduğu teoriler… Ve acaba ihanet mi ettim büyük zihinsel ÜİK itefaıe, diye düşünüyordum odamda yalnız otururken.bir gün daha geçseydi yolculuğumda, zihnim ölecek miydi f Hâyır, ihanet değildi yaptığım! Ben Kayra gibi değildim. Onatek bir bile benzemiyordu. Çocukluğumuzdan beri reddede-ü%ıyudüğümuz hayat aynı izleri bırakmamıştı üzerimizde Be* 5* yanım hiçbir zaman tamamen kaybolmamıştı. Ve yok değildi Ben sadece bana soru sormadığı# £ tuhaf testoptamadığı için Kayrayla yapm$$ ak lininlan düşünmek beni uykusuz bırakıyordu. Ama artık iyiyim Den,diyordum kendime sürekli. Hiçbir kurala bağlı kalmadan ya-şanuş yaratıktan, bütün toplumsal kanunlara riayet eden bireye dönüşmeye çabalıyordum. O gece, barda çıkardığım kavganın birkaç saniye öncesindeki düşünsel krizim sadece geçmişimin oynadığı bir oyundu. Seyrettik. Bitti…Artık, kalıcılığa inanmak istiyordum. Değerlere, ilişkilere, insanlara Ölümlü olmayan bir dünya vardı ve ben ona dahil olmak istiyordum. Çünkü hiçbir şeyin sonsuz, ölümsüz olmadığı düşüncesi beni tembel bir vahşi yapmıştı. Oysa sevgi, dostluk yüzlerce kuşak eskitecek kadar gençti hâlâ!açıldı ve içeri Tuğba girdi, ben bunları düşünüp yazarken.Annemler seni salonda bekliyorlar. Konuşmak istiyorlarmış”’tedi. Yüzünde hiçbir belirleyici ifade yoktu. Kendi kız kardeşimden ve beni affetmeyeceği gerçeğinden korkuyordum. Fazla ol-ve gerçekçiydi benim yanımda. Omuzlarına yüklediğim bin-terce sorumluluktan dolayı yaşı bine gelmiş gibiydi…Yataktan kalkıp elimdeki kâğıt ile kalemi çalışma masasının ¿zerine bıraktım. Hava kararmıştı. Salona yürürken, evin hiçbirağının yanmadığım gördüm. Karanlık koridorda yürüyecek ka-dar öğrenmişi im artık ailemin evini. Hiçbir vazoya çarpmadan sa-küi adammı altığımda ampuller yandı. Avize parladı. Ve ışıkgös-me bir de ses yağmuru eklendi.” İyi ki doğdun Tolga !*j^rkaç saniyemi aldı, doğum günümün kutlandığını anlamak. Ammn ehlideki çikolatalı pastayı şarkılarını bitirdikten sonra doğru uzattı. Üzerinde bir tane mum vardı. Tuğba, “Dilek ” fr .. typğrfjit. Hayalımda ilk defa bir tane tuttum. Arzumun ‘ * . ipym olduğunu bitmiyordum tabii. Pasta tanrısı mı, mm „ı^nu^ içimden o dilek cümlesini kurdum:l^ğvünde ufak bir hediye paketi vardı.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: